|
Bir ve beraber olmanın en güzel timsali olan Mardin'de olmaktan, Mardin'li kardeşlerimizle kucaklaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz.
Niçin Mardin'deyiz? Ülkemizin birliğini ve dirliğini yok etmek, büyümesini ve gelişmesini engellemek, medeniyet köklerimizin inşa ettiği kardeşlik iklimini bozmak isteyenlere, bu ülkede 81 Mardin olduğunu, 81 Sakarya, 81 Burdur, 81 Niğde, 81 Diyarbakır, 81 Trabzon, 81 Urfa olduğunu hatırlatmak için buradayız.
Bu toprakların çimentosu, kardeşliktir. Bu toprakların mayasında ve özünde, dayanışma, yardımlaşma ve paylaşma vardır. Bu topraklarda, dayatmaya, hesaplaşmaya ve paylamaya yer yoktur. Bu topraklarda ve bu toprağın insanlarında birlik, beraberlik ve kardeşlik ruhu vardır. Bu ülkenin ve insanlarının hamurunda var olan bu kardeşliği ortadan kaldırmaya kimsenin gücü yetmez. Hiçbir kirli oyun, hiçbir kirli tezgah; birlikte oluşturdukları desende birlikte yaşamayı başarmış bu milleti, ayrıştıramaz ve ayrıştıramayacaktır.
Ülkemizin ve insanımızın yaşadığı sorunların temel nedeni, demokrasi üzerindeki vesayettir. Daha net bir ifadeyle, en büyük sorun vesayetten arındırılmış demokrasiye sahip olamamaktır. Maalesef, vesayetin kurucu, taşıyıcı aktörleri ve onun devamını sağlayan kurumlar var. Merkezi, seçkinci ve otoriter zihniyetten beslenen vesayetçi anlayışın, siyaset kurumunda da temsilcileri ve uzantıları bulunmaktadır. Toplumu kontrol altına almak ve ona tahakküm etmek isteyen bu zihniyetin taraftarları ve taşeronları; yolun sonuna geldiklerinin, denizin bittiğinin farkına vardıkça daha saldırgan, daha insanlık dışı tavırlar sergilemektedirler. Bu saldırgan çırpınışlarının, egemenliklerinin sona eriyor olmasından ve güçlerinin tükeniyor olmasından kaynaklandığını biliyor ve diyoruz ki; milletle güreşe tutuşmak aptallığına düşenler için yenilgi dışında bir seçenek yoktur.
Ülkemizin küresel ve bölgesel sorunlara çözüm üretme gücü elde ettiği son dönemde bu durumdan rahatsız olanlar ve onların taşeronları bu sefer hak ettikler cevabı alacak. Çünkü, bu ülke teröre binlerce can verdiğini ve terör yüzünden milyarlarca lira kaynağını heba ettiğini fark etti. Artık, terörün sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini idrak etti. Demokratikleşmeye, sivilleşmeye ve özgürleşmeye yöneldi. Bu durumun en büyük sonucu son 50 yıldaki en önemli anayasal metin olarak değerlendirdiğimiz ve 12 Eylül 2010 tarihinde referanduma sunulacak olan anayasa paketi değişikliğidir. İçeriğinde;
- Kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınmasına,
- Kadınlara, yaşlılara, çocuklara, özürlülere, gazilere ve şehit yakınlarına yönelik pozitif ayrımcılık imkanı sağlanmasına,
- Kişisel verilerin anayasal güvenceye kavuşmasına,
-Yurt dışına çıkma hürriyetine ilişkin sınırlama yetkisinin kapsamının daraltılmasına,
- Vatandaşların kamu hizmetleriyle ilgili başvuru ve şikayetlerinin Kamu Denetçiliği Kurumu aracılığıyla hızla sonuçlandırılmasına,
- Yüksek Askeri Şûra kararlarına karşı, yargı yoluna başvurma hakkı sağlanmasına,
- Memurlara uygulanan uyarma ve kınama cezalarına karşı, yargı yoluna başvurma yasağının kaldırılmasına,
- İdari yargı'nın, yürütme yetkisini gasp etme aracı olarak kullandığı “yerindelik denetimi”ne son verilmesine,
- Asker kişilerin belli suçlarda sivil mahkemelerde yargılanmasına,
- Anayasa Mahkemesi'nin yapısının değiştirilmesine,
- Türkiye'nin AİHM kararlarına bağlı olarak milyarlarca lira tazminat ödemesini engelleyecek şekilde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı getirilmesine,
-Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının görevleriyle ilgili suçlardan dolayı nasıl yargılanacaklarına ilişkin belirsizliğin giderilmesine,
- Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda, geniş tabanlı üye profilini sağlamak üzere ilk derece mahkemelerinde görevli hakim ve savcıların da üye olmasına imkan sağlanmasına,
- 12 Eylül 1980 darbecilerinin, destekçilerinin ve kararlarının yargılanmasına,
yönelik hükümlerin yer aldığı anayasa değişikliği paketi, ülkemize, insanımıza terör sorunundan kurtulmak, daha demokrat ve özgür bir Türkiye'de yaşamak, insanı ve haklarını esas alan bir devleti var etmek gibi bir fırsat verecektir. İnanıyoruz ki vatandaşlarımız bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirecektir.
Önemine binaen ülke gündemini işgal ettiğine inandığımız konuları müzakere etmek amacıyla gerçekleştirdiğimiz çalışma toplantısında değerlendirdiğimiz konuları, sizlerin aracılığıyla kamuoyuna aktarmak istiyoruz.
1- Devletin görevleri ve varoluş sebepleri; vatandaşlarının yaşama, güvenlik, adalet, özgürlük ihtiyaçlarını karşılamaktır. Devlet, her türlü ideolojiye, inanç ve felsefi görüşe eşit mesafede bulunmalıdır. Devlet; totaliter, otoriter ve dayatmacı olamaz, olmamalıdır.
2- Devlet; “demokrasi”, “insan hakları”, “özgürlük, barış içinde ve beraber yaşama” değer ve taleplerini, bir ideolojinin unsuru ya da dayatması olarak görmemelidir. Devletin, vatandaşlarını tek tipleştirmek gibi bir hedefi olmamalıdır.
3- Ülkemizin farklı inançlara, farklı kültürlere ve farklı etnik kimliklere ilişkin çeşitliliği devlet eliyle değiştirilemez. Dinsel, kültürel ve etnik çeşitliliği ve farklılıkları zenginlik olarak görmemek, ayrılma ve ayrışma gerekçesi olarak göstermeye çalışmak ancak kötü niyetle açıklanabilir.
4- TBMM, terör dahil her türlü sorunun çözümünde merkez olmalıdır. Herkes Meclisin iradesine saygı göstermelidir
5- “Vatandaşını potansiyel tehlike olarak gören Devlet” anlayışı terk edilmelidir. Özgürlükçü ve katılımcı demokrasinin kökleşmesi; örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması sivil toplumun güçlendirilmesiyle mümkündür. Bu çerçevede, hiç bir bireyi veya grubu siyasetten, kamu alanından, örgütlenme hakkından yoksun bırakmayan bir zemin oluşturulmalıdır.
6- Düşünce, din ve inanç özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında ve teminat altına alınmasında yaşanan sıkıntılar, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile hukukun evrensel ilkeleri doğrultusunda ivedilikle giderilmelidir. Bu kapsamda, öncelikle eğitim olmak üzere her alanda fırsat eşitliği tesis edilerek toplumsal ve kültürel eşitsizlikler giderilmeli, anadil öğretimi imkanları sağlanmalıdır.
7- Geçmişte denenmiş antidemokratik ve hukuku zorlayan OHAL ve benzeri uygulamalar, ülkenin barış, huzur ve güvenliğine katkıda bulunmadığı gibi kaos ve huzursuzluğu artırmıştır. Bu nedenle, sivil ve demokratik yöntemlerin dışına çıkılmamalıdır.
8- Herkes ve her kurum, daha duyarlı ve daha kucaklayıcı bir dil kullanmaya özen göstermelidir. Mülki ve idari amirler başta olmak üzere bütün kamu görevlileri, toplumun değerleriyle barışık olmak konusunda hassasiyet göstermelidir.
9- Ülkemizde, demokrasinin bütün kural ve kurumlarıyla hayata geçirilememesinin, demokrasi kültürünün derinlik kazanamamasının temel sebebi, darbe ve müdahalelerle hayat bulan vesayet rejimidir. Demokratik parlamenter rejime yönelik darbeler, militarist kalkışmalar, vesayetçi dayatmalar; Türkiye'nin demokratik, siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan gelişmesine engel olurken darbecilerin, vesayetçilerin ve taraftarlarının yer aldığı egemen ve mutlu bir azınlık sınıfı oluşturmuştur.
10- Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel, toplumsal çoğulculuğu sağlamayan ve geniş bir meşruiyet zeminine sahip olmayan darbe ürünü 12 Eylül Anayasasıdır.
11- 82 Anayasa'nın otoriter, baskıcı ve dayatmacı ruhunu ortadan kaldırmak için; temel hak ve özgürlükleri esas alan, demokratik hukuk Devleti'ne ilişkin evrensel değerleri referans alan, mümkün olan ve makul kabul edilecek en geniş toplumsal uzlaşmayla, demokratik standartları yükseltecek yeni bir anayasa yapılmalı ve yürürlüğe konulmalıdır. Bu niteliklere sahip bir Anayasa için ihtiyaç duyulan gereklilikler ve yeterlikler fazlasıyla mevcuttur.
12- Sivil, özgürlükçü ve demokratik anayasaya sahip olma isteklerini, girişimlerini önemsiyor ve destekliyoruz. Sivil ve demokratik anayasa girişiminin, başta siyasi partiler kanunu olmak üzere seçim, ceza ve örgütlenmeye ilişkin temel kanunlarla ilgili yasalarda yapılacak değişikliklerle desteklenmesi gerekir.
13- Sivil ve askeri bürokrasi; demokratik hukuk devletinde siyasal kararlar alma yetkisinin, halkın demokratik usullerle seçtiği vekillerden oluşan yasama organına ve yasama organının güven onayıyla işlerlik kazanan yürütme organına ait olduğunu unutmamalıdır. Bu kapsamda; son yıllarda TBMM'nin görev alanına yönelik hukuksuz ve antidemokratik yetki aşımı girişimlerini şiddetle reddediyoruz. Bu tür girişimlerin tekerrürünü engelleyecek anlayış ve mevzuat değişiklikleri ivedilikle hayata geçirilmelidir.
14- Anayasa Değişikliği Paketinin AYM ve HSYK ile ilgili hükümlerindeki bazı ifadeleri iptal eden Anayasa Mahkemesi, anayasayı yok sayma veya ihlal etme yetkisini kendisinde görmekten vazgeçmelidir. Hangi ideolojinin taraftarı olursa olsun, hangi siyasi partiye yakınlık duyarsa duysun, hangi sivil toplum kuruluşuna mensup olursa olsun vatandaşlarımız, 12 Eylül 2010'da gerçekleştirilecek referandumda 12 Eylül 1980'de demokrasisi üzerinde oluşturulan kirli vesayete, iradesi üzerindeki velayete son verecektir.
15- Terörü hak arama yöntemi olarak kabul etmeyen ve her türlü şiddet, baskı ve terör eylemini lanetleyen, daima özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün ve demokrasinin yanında ve millettin tarafında olan Memur-Sen olarak; demokratikleşme, özgürleşme ve sivilleşmeye dair talep ve beklentilere cevap vermesi nedeniyle Anayasa değişikliğini destekleyeceğiz. Mevcut Anayasa'nın bütünüyle yürürlükten kaldırılması ve yeni Anayasa yapılması talebimizi de seslendirmeye devam edeceğiz.
Memur-Sen ailesi olarak, ülkemizin vesayetten arınmış ve kurumsallaşmış bir demokrasiye, sivil ve demokratik sosyal hukuk devletine, özgürleşmiş bireylere ulaşmasına yönelik bu tespitlerimizin değerlendirilmesi ve önerilerimizin hayata geçirilmesi için var gücümüzle çalışacağız.
Bu çerçevede; 12 Eylül 1980'de demokrasisi üzerine vesayet, iradesi üzerine velayet konan bu milletin özgürleşmesinin, Devletin sivilleşmesinin, Anayasa yargısının yasama erkinin, idari yargının yürütme erkinin alanını taciz etmemesinin zeminini hazırlayacağına inandığımız Anayasa değişikliği paketine evet diyeceğiz, milletimizin de evet demesini isteyeceğiz. Çünkü, 12 Eylül 2010, 12 Eylül 1980'de kurumsallaştırılan vesayetçi ve velayetçi zihniyetten kurtuluş günü olacaktır. İnanıyoruz ki; annelerin sadece güldüğü, şehit cenazelerinin olmadığı bir Türkiye isteyenler, 12 Eylül 2010 ‘da sandığa giderek ‘evet' diyecekler.
Bu inançla; 12 Eylül darbe Anayasasının topyekun değiştirildiği ve ülkemizin tam demokrasiye geçtiği günleri özlemle bekliyor, değerli basın mensubu arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, saygılar sunuyoruz.
|